büyük kentlere yol kenarlarına 'süs' diye koyuyorlar laleleri... büyük bütçelerle, boyunlarını bükmesinler diye bin bir özenle...
bir başka türü bu çiçeğin, tersi lalenin, 'ters lale' kendiliğinden güzelleştiriyor coğrafyamızın 2000 km. uzağındaki dağları...
biz burada yapayı doğal, gerçek, güzel kılmaya çabalarken; oradaki 'doğal'ı, 'güzel'i yok etmeye, aslında yok saymaya uğraşıyoruz!
büyük kentlerde genç kızlar, olgun hanımlar güzelleşmek için sarıya boyuyorlar saçlarını;
gözlerinde sahte denizler...
uzakta, genç kızlar savuruyor güneş rengi saçlarını, gözlerinde hiç görmedikleri denizlerin mavisi!
biz yine yok sayıyoruz dünyaya umutla bakan gözleri...
yıllardır, hatta yüzyıllardır bizden uzağı yok saydığımız için değil mi bu vahşet? düşmanımız gözündeki umudu söndürdüklerimiz değil mi?
bir kız... ekranda kocaman gözleriyle 'bizim kalemimiz' diye mermileri gösteriyor... o çocuklar oyuncaklarla değil silahlarla tanışıyor. havada süzülen kuşlar değil oralarda savaş uçakları...
biz kulak tıkıyoruz silah seslerine! ne zaman ki 'biz'den biri yitiyor dağlarda, dinliyoruz. oysa acı bir kısır döngü bu... birileri ölmeden farketsek o dağları, gözlerdeki umudun cevabı dağlar olmasa, mermiler, silahlar olmasa!
kalem olsa, iş olsa!
duysak, dinlesek onları!
'onlar' düşman olmaz...