14 Mart 2010 Pazar

bahar

oysa en sevdiğim mevsim değildir bahar.
aslında soğuk mevsimleri severim,
saçlarımı yağmura teslim etmeyi
ve sabah erken saatte evden çıkınca bozulmamış kara basmayı.
ellerim hiç ısınmaz ama,
sobanın yanında kestane kokusu duyarak iki büklüm ısınmayı tercih ederim,güneşi beklemektense,
ya da...
neyse,
bahar en sevdiğim mevsim değildir ama midemin kenarına sıkışmış kelebekleri de özgürlüğüne kavuşturur.
aylarca elbisesi üzerinden çekilmiş duran ağaçlara fistanlar giydirir.
ağaçların altından geçerken kelebeklerim konar dallarına...
mutsuz olmak elde mi bahar ayında?
rüzgar türkü söylüyor durup dururken,
türküsüne katılıyorum ben de
alıp götürüyor dizeleri benden,
başkalarını getiriyor.
duyuyorum.
seviyorum.
doğanın her parçasını.
çiçeklerin tomurcuğa durup, bir bir patlamasını beklemeyi seviyorum.

tomurcukla...

13 Mart 2010 Cumartesi

in-dir-me-m

Ankaralılara geçtiğimiz haftalarda alışık olmadıkları bir haber ulaştı. Bir dava sonuçlanmış, ulaşımda indirim yapılmış! Zam haberlerine artık bağışıklık sağlamıştık ya bu indirim de neyin nesi? Kimi inanamadı, kimi zafer olarak nitelendirdi, dolmuş ve otobüs şoförleri ise isyan etti bu duruma. Yüce Türk adaletinden uçan kuş bile kurtulamaz elbette; karar Gökçek Mökçek dinlemeden uygulanmaya başlandı. Ama yine aynı yüce Türk adaleti bu kararı ışık hızıyla iptal etti. Ve 8 Mart’ta öğrenci 60 kuruş, tam bilet 90 kuruş iken; 13 Mart’tan itibaren yeniden 110 kuruş öğrenci, 185 kuruş tam bilet fiyatı uygulamaya kondu. Ankaralının saadeti sadece 5 gün sürdü yani!

Bu indirim Tüketici Hakları Derneği’nin 2004 yılında yapılan %33lük zammın iptal edilmesi için açtığı davanın geçtiğimiz haftalarda sonuçlanmasıyla ortaya çıktı. Karar önce kamuoyuna 2003 yılı fiyatlarına dönülecek diye yansıtıldı. Oysa durum görünenden çok farklı. Mahkeme kararına göre, UKOME ücretleri yeniden düzenleyecekti. Ama Gökçek Bey yaratılacak kaosun işine yarayacağını hissederek Ankaralılara hain bir plan hazırladı. Bu sayede dolmuş ve halk otobüsü esnafını da yanına alarak kendini mağdur gösterebilecekti… UKOME’ye 2003 yılı fiyatlarına dönülmesi yönünde karar çıkarttı ve başladı Gökçek Şov… Mağdur pozları vererek televizyonlara açıklamalarda bulundu, “Ben de transfer hakkını kaldırıyorum, hadi bakalım!” gibi tepkiler verdi. Bir “Kendimi düşünüyorsam namerdim, dolmuş, otobüs esnafını düşünüyorum ben.” demediği kaldı.

“sözde” indirim açılan karşı dava sonucunda iptal edildi ve her şey eski haline döndü… 17 Mart tarihinde ise ODTÜ ve Hacettepe’de eş zamanlı bir eylem gerçekleşti. Akşam saatlerinde Kızılay’a giden 198 nolu otobüste kart basmama eylemi yapıldı. Otobüs şoförü bir süre öğrencilere direndikten sonra her nedense! hareket etti, ama normalde A1den çıkması gerekirken yine her nedense A4ten çıkış yaptı. Nedeni daha sonra ortaya çıktı: polisin içeri girmesine izin vermemekle övünen Rektörlük öğrencileri polise vermişti çünkü! Eylemi planlayan grup ve o sırada otobüste bulunan diğer öğrencilerle birlikte 99 kişi polis tarafından 1 gece 1 gün boyunca Yıldız karakolu, Emniyet, Adli Tıp, Adliye gibi şehrin farklı noktalarında 5 yıldızlı konforla ağırlandılar!

Ertesi gün Gökçek Şov devam ediyordu. Önceki gece tahrip edilmiş üzerlerine sprey boyayla slogan yazılmış otobüslerin önünde poz veriyor, öğrencileri okula otobüs yollamamakla tehdit ediyor, hepimizi anarşist ilan ediyordu. Eylemin başrol oyuncularından otobüs şoförüne bir kamu görevlisine verilebilecek en büyük ikramiyeyi verirken ise herkes kameralara bakıp gülücükler saçıyordu…

İki haftalık süreçte olanlar bunlar, eksiği var fazlası yok. Nereden başlamalı konuşmaya? Konunun temelindeki sorun olan fahiş ulaşım ücretlerinden başlayabiliriz:

Ulaşım ücretlerinden şikayet edildiğinde bahane hazır:”Ama benzin pahalı…” Benzinin pahalı olduğu ortada; ama benzin sadece Ankara’da bu kadar pahalı olmasa gerek. Biz petrolü Türkiye’nin diğer kentlerinden farklı bir kaynaktan mı alıyoruz da diğer kentlerden daha pahalı bir ulaşım sistemimiz var? Ha tabi bir de şu doğalgazlı otobüs konusu var… Büyüüük Başkan’ın lütuf olarak sunup, sonra parasını halktan çıkardığı ne ilk ne de son buluşu!

Diğer yanda da 6 yılın ardından sonuçlanmış bir dava var. Tabi 6 yıl nedir ki sevgili ülkemde! Faili meçhul cinayetlerin teker teker zamanaşımına uğradığı bir yerde buna da şaşmamak gerek değil mi? Bu yazıyı yazanlar, dava açıldığında lisede bile değillerdi, şimdi Calculusle, Difle, Statikle uğraşıyorlar!.. Eğer dava açıldığı yıl sonuçlansaydı, ya da belki bir sonraki sene, daha normal karşılanır; gelecek zamlar için de uyarı niteliğinde olurdu. Aradan bunca yıl geçince, Melih başkanın da yardımlarıyla inanılmaz bir kaos meydana geldi. İndirimin ilk gününde dolmuş otobüs şoförleri öğlene kadar kontak kapattı. Geliri bir anda yarıya düşen esnafa hak vermekle beraber, Gökçek’in onları örgütleyerek işi bu noktaya getirmesi ve işine gelmeyen bir dava kararını halka ceza olarak sunmasını kabullenemiyoruz.

Ve artık olayın bir de üniversite boyutu var. Büyük başkan en son televizyonlara “ Öğrenciler anarşistliğe devam ederlerse polisle birlikte hareket edeceğiz” diyordu… Oysa anarşist dediği insanlar ulaşımın pahasından yakınan öğrenciler. Ankara’da yaşayan ve okula semt servisiyle ya da 2 araç değiştirerek gelen bir öğrenci eğer transferli kart kullanırsa aylık ulaşım gideri en az 44 lira. Bu miktar öğrencimizin hafta sonu hiç dışarı çıkmadığını, hiç dolmuş kullanmadığını ve okuldan çıkışta Kızılay’da duraklamadan eve gittiğini var sayarak hesaplanmıştır. Normal şartlarda bir öğrenci ise ayda en az 80-85 lira arasında para harcıyor ulaşıma- ki zaten öğrenci kimliklerimiz bizi öğrenci yapmaya da yetmiyor. “öğrenci” olabilmek için de her sene paso almamız gerekiyor. Okumak demek para demek oluyor yine…

Peki ne yapmalı? Kim bilir kaç yıl sonra sonuçlanacak yine böyle bir davayı mı beklemeli? Artık, kendini “Ankara derebeyliğinin Kont’u” sanan Melih Gökçek’e halkın her şeyi öyle kolay yutmayacağını göstermeliyiz. Geçen gün şahit olduğumuz eylem 100 kişiyle değil, 1000 belki daha da fazla kişiyle yapılırsa otobüse insanları tıkıp karakola götürmek hiç de kolay olmayacaktır. Ve bu kez öğrencilere bakıp “bölücü bunlar, anarşist!” demeye İ. Melih bile cesaret edemeyecektir.