15 Şubat 2010 Pazartesi

çatısız evler şehri

Ankara'dan geç kalmış bir firardayım. her zaman olduğu gibi bozkırda biriken sözcükler denize karşı dökülüverdi kalemden... huzur elle tutulur bir şey olsaydı eğer, denize karşı bir demli çay olurdu kesin! işte huzur... elimde, duyuyorum... ankara'nın çok uzağında, duruyorum... önceden defalarca geldiğim bu şehri, yalnız kalmışken, anlamaya çalışıyorum.

garip bir şehir mersin. burayı en iyi anlatabilecek sözcük bu sanırım: garip. alışkanlıklarımın uzağında... ankara'ya o hep yakıştırılan ciddiyetin sadece "Bakanlıklar"a özgü olduğunu iddia ederdim ya, burada o ciddiyetin ne demek olduğunu anlamaya başladım! bir kere burada kravatlı bir resmiyet görmek olası bile değil. kimse bir yerlere de yetişmiyor. eve giden dolmuşu kaçırmak bırakın paniğe yol açmayı, önemsenecek bir olay bile değil, bütün dolmuşlar neredeyse aynı yollardan gidiyor nasıl olsa... tabi bütün bu rahatlığın yanında da inanılmaz hızlı bir hayat yaşanmıyor değil. sahil yolunda 150 ile giden araçlar, polisin ambulansın susmayan sirenleri...

tabi bu dediklerim daha çok kış ve bahar aylarında gözlemlenebilecek hadiseler; zira yazın şehrin sakinlerini(iki anlamıyla da) sokaklarda görmek zor. neden mi? mersinin, insanı hareket etmese de terleten, sıcağına ve nemine dayanamayan şehir halkı yaylaya ya da yazlığa göçtüğü için. ikisi de yoksa ne mi yapılıyor? klimalı bir köşe bulunup sığınılıyor, dışarıya açılan bütün kapılar kapanıyor. mersin'de yazlık kavramı da ayrı bir alem. ege'nin o sevimli tatil sitelerinden eser yok ya da çok nadir görülüyor burada. burada yazlıklar şehir merkezini çıkar çıkmaz başlayan, ve sanırım silifke'ye kadar aynı düzende devam eden, denizin dibinde ve denize paralel kondurulmuş 10-15 katlı apartmankondular. böyle dedim, çünkü bu yapıların gecekondulardan hiç bir farkı yok. hatta çocukluk yıllarımın "gecekondu"larıyla kıyaslarsam onlardan bin kat daha çirkin. çarpık yapılaşmanın çok büyük bir alana yayılmış örneği yani. ve bu manzara mersin şehir merkezinde de oldukça yaygın. şehirdeki yüksek sıcaklığın bir sebebi de bu yapıların denizden gelen rüzgarı kesmesi sanırım. neyse ki merkezde sahil binalara yar olmamış, şurda denize karşı keyif sürebiliyoruz...

sadece şu yazıya başladığımdan beri geçen sürede etrafımda gördüğüm insanları yazsam bile konu bakımından zengin bir yazı olurdu... mersin kozmopolitlikte istanbul'la yarışabilir çünkü. tarsus'tan, antakya'dan göçen araplar, torosların dağ köylerinden gelen yörükler, doğu illerinden göçen kürtler... yazlıklara ülkenin dört yanından gelen halkı saymıyorum bile! bu kültür karışımı, ilçesi tarsus gibi binlerce yıllık bir geçmişi olmasa da mersin'e kendi kültürünü yaratması için zemin hazırlıyor. başarabilir mi bilinmez, zaman gösterecek...

bilmem kaçıncı çayım da bitiyor... ve bu şehri sözcüklerle anla(t)maya ara verip, biraz da "siyah-beyaz"la anla(t)maya gidiyorum...

12.02.2010

(bu arada, başlıkta "çatısız" dememin sebebi binalarda güneşin etkisini azaltmak için (çatı soğuk kesimlerde görülür daha çok), çatı yerine dam yapılması. yüksek bir yerden bakınca yalnızca damlar ve deniz görülüyor)

muhabbetle.

2 yorum:

  1. Herhalde otururken deftere yazdın sonra buraya geçirdin değil mi? Çok güzel bir gezi yazısı olmuş...:D Devamlarını bekliyoruz...

    YanıtlaSil
  2. Mersin'i görmüş kadar oldum .)

    YanıtlaSil