gece şehrin ışıklarıyla geldi. susmayan sesiyle geldi şehir. şehir insanını sonsuz sessizlik delirtebilir sanırım. sürekli bir şeyler duymaya alışık kulaklar ses duymayınca alıp başını gidebilir. ses söz demek, şarkı demek. geçmişi anında şimdiye denkleştirebilen... özleneni başucuna taşıyabilen. kaydedilebilen, ama asla ait olduğu nesneyle birlikte tekrar canlanamayan... belki bir gün bakana sesini duyurabilen fotoğraflar çekilir. mesela bir güvercin fotoğrafı... kanat çırptığı anı yakalarsın,sesi de kulağında canlanır belki ama, baktığın anda güvercinin sesini de duymak nasıl olurdu?...
belki de her duyuyu özgür bırakmak gerek, kontrol altına almamak. erkan oğur "kayıt günahtır." derken haklıdır belki de. şimdi penceremden süzülen gece kokularını kaydetme olanağı olsaydı, böyle kıymetli olmazdı belki. ya da tam tersi... tabi kokuları kaydetme yolu parfüm olmamalı. akasya ağacını kışın ortasında da duyabilsem, yine de baharı anımsatır mıydı bana? ya fotoğrafına baktığım akasya ağacının kokusunu da alsam aynı anda? (her konuyu fotoğrafa ya da şarkı, türküye bağlamak da bilinçaltımın bir oyunu olsa gerek!)
gece yeni güne bağlanırken, cümleler birbirine karışıyor doğrusu. başlarken kayıt etmek üzerine düşünüyordum. "kayıt" zamanı yenme arzusundan kaynaklanıyor bence. o "an" çalınan, söylenen, görülen her şeyi gelecekte bir zamana aktarabilme isteğinden geliyor olmalı kayıt. hatırlamak, özlem gidermek, bir yandan da sahip olmak! gerçeği olmasa da aynısı sandığımız suretine!... oysa hiç bir şeyin aynısına o "an" geçtikten sonra erişmek mümkün değil. herakleitos'un diyalektik materyalizmin temellerinden biri olan "aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız" sözü de bu durumla alakalıdır, ama sanırım dediğim şeyi en iyi zamanın göreceliği anlatır.
dünyayı üç boyuttan iki boyuta indirgeyerek 4. boyutu algılayamayan insan beyni için zamanı 3. boyut haline getirme. the analogy of space-time distortion.
einstein ya da rölativite ile ilgilenmiş diğer fizikçilerin dedikleriyle bu konuyu derinlemesine incelemek isterdim, fakat buna ne benim birikimim, ne de bu blog sayfası yeter. zaman konusunu biraz daha "benim anladığım" şekilde anlatmak istedim sadece...
bir güne sığmayacağını düşündüğümüz kadar şey yaşadığımız bir günün akşamı "ne uzun gündü" dediğimizde sadece o gün bir çok şey yaptığımızı anlatmak için kurarız bu cümleyi. oysa belki de öyledir... ya da tatil çabucak bitiverir, oysa derste elli dakika geçmez olur. sevdiğimizle aylar çabucak geçer, üç günlük ayrılık acıların en büyüğü oluverir!...
zaman her insanın kendine, yaşadığı olaylara, hayatındaki insanlara, yaşına, mesleğine bağlı olarak değişen bir kavram gibi geliyor bana. uyuyarak ya da televizyon izleyerek geçen bir saatlik süre, arkadaşlarla sohbet ederek geçen bir saatlik süreye nasıl eşit olabilir? zaman var olduğumuzdan itibaren "öğretiliyor". eşit aralıklara bölünmüş, öyle kabul edilmiş... hayatımızdaki olayları, anları saatin tik taklarıyla ölçer olmuşuz. oysa sürelerin uzunluğunu geçirilen zamanın kalitesi belirler bence. zaman uzalıp kısalabilen, eğilip bükülebilen, şekil değiştirebilen bir olgudur. zamanda yolculuk yapmanın mümkün olduğu ispatlanmışken, bu dediğim de mantıksız olmasa gerek... güneşin doğuşunu sabah bilen eski zaman insanlarına "hayır, sabah 7-10 arasıdır" demiş olsaydık acaba?... bunun kadar saçma bir şey zamanı sabit düşünmek...
*zaman konusunu daha geniş düşünmek üzre...


Çok hoş olmuş, zamanı düşünmek....
YanıtlaSilDüşünürken zamanın geçmesi,
o zamanı kıyaslamak diğer zamanlarla..
Zamanın kişilere ve yaşananlara göre farklı akması.
Bu kadar matematiksel gibi görünen şeylerin aslında değişebilen ve hissedilen organik materyaller haline gelmesi; yine canlı bir varlık olan insanın bünyesinde...
düşüncelerimi geliştirmemi sağlayan ve algımı genişleten kişiyle ortak yazdık sayılır bu yazıyı, ben sadece kağıda döktüm kendi düşüncelerimle ve araştırdıklarımla biraz daha genişletip. aslında düzenlenmemiş hali bu, tekrar ele alıp da daha planlı hale getiremedim. yine de bu konuya bir giriş oldu benim için...
YanıtlaSilO zaman yazıda katkısı olan diğer kişiyi de tebrik ediyorum. Tabi yazıya dökmen kafandaki fikir ve düşüncelerin yerli yerine oturması için çok faydalı olmuştur. Devamını da bekleriz... Muhabbetini de bekleriz...
YanıtlaSil